Sokağın Tavanı
22 Temmuz 2012 Pazar
7 Temmuz 2012 Cumartesi
Ama yine de ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını;
Sırf ayaklarına batmasın diye..
Sırf ayaklarına batmasın diye..
En çok senin yanında üşürdüm..
Sen beni her zaman üşütürdün de
haddimi aştığım zamanlarda
sana yaklaşmayı denediğim zamanlarda yani;
en acımasız soğuğunu çarpardın üstüme..
Çok toydum..
Dayanamazdım..
Buz kesilirdim ve son bir vuruşla;
Paramparça etmeyi de ihmal etmezdin
O buz kütlesini her seferinde..
Yine de ben toplardım yerlerden; kalbimin kırıklarını..
Suya benzerdin..
Musluktan damlardın mesela;
ben uykuya dalmadan hemen önce..
Ya da durup dururken
Bir salgın hastalık getirirdin uzaklardan;
Bana armağan ederdin..
Hiçbir şey yapmasan,
Ayakkabımın içine girerdin;
Tam da evden yeni çıkmışken ben..
Sen basbayağı suya benzerdin..
Ne zaman kötü hissetsen,
Kötü hissettirmek için
Yokuş aşağı akmaya başlardın bütün gücünle..
Tabii ki ben olurdum yokuşun altında..
Ve her zaman hazırdı savunman:
Yokuş yukarı nasıl akacaktın?
Ve tabii ki gövdemi parçalardın,
Sen benim gövdemi parçalardın da;
Yine de ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını
Sen suya benzerdin ya,
Sensiz olmazdı..
Olduğu kadar da olmazdı..
Yani ben bir hiç kimseydim..
Ama yine de ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını;
Sırf ayaklarına batmasın diye..
Sen beni her zaman üşütürdün de
haddimi aştığım zamanlarda
sana yaklaşmayı denediğim zamanlarda yani;
en acımasız soğuğunu çarpardın üstüme..
Çok toydum..
Dayanamazdım..
Buz kesilirdim ve son bir vuruşla;
Paramparça etmeyi de ihmal etmezdin
O buz kütlesini her seferinde..
Yine de ben toplardım yerlerden; kalbimin kırıklarını..
Suya benzerdin..
Musluktan damlardın mesela;
ben uykuya dalmadan hemen önce..
Ya da durup dururken
Bir salgın hastalık getirirdin uzaklardan;
Bana armağan ederdin..
Hiçbir şey yapmasan,
Ayakkabımın içine girerdin;
Tam da evden yeni çıkmışken ben..
Sen basbayağı suya benzerdin..
Ne zaman kötü hissetsen,
Kötü hissettirmek için
Yokuş aşağı akmaya başlardın bütün gücünle..
Tabii ki ben olurdum yokuşun altında..
Ve her zaman hazırdı savunman:
Yokuş yukarı nasıl akacaktın?
Ve tabii ki gövdemi parçalardın,
Sen benim gövdemi parçalardın da;
Yine de ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını
Sen suya benzerdin ya,
Sensiz olmazdı..
Olduğu kadar da olmazdı..
Yani ben bir hiç kimseydim..
Ama yine de ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını;
Sırf ayaklarına batmasın diye..
...Emre Aydın...
13 Haziran 2012 Çarşamba
Benim sana yazdıklarımı okumak iyi geliyor,ikimize de.Birbirimizi hala
her gün bir kez olsun düşünmezsek,kendi elimizden çıkmış,dudaklarımızdan
dökülmüş bir cümle okumazsak,duymazsak günler sanki eksik geçiyor.Ben
öyle hissediyorum diye sen de öyle hissedeceksin değil ya ama bir
parçam,küçük,çok küçük bir parçam seni hala hissedebiliyor.Hala biliyor
seni.Belki de sadece ben uyduruyorum.
Yaşadığım bir hayatım var.Gülümsediğim insanlar,sevdiklerim,yürüdüğüm
yollar,baktıklarım,gördüklerim,mekanlar,evler,cafeler,seyahatler,anılarım
var.Hepsinin yanında,bir de sen varsın.Hiç bitmedin,hiç azalmadın.Hiç
de çoğalmadın ama hiç değişmedin.Hep hayatımın bir köşesinde,okuduğum
kitabın son sayfasında,yürüdüğüm sokağın arnavut kaldırımlarında,içtiğim
kahvenin kenarında kalmış izde,gökyüzüne baktığımda gördüğüm bulutun
şeklinde,içtiğim suyun serinliğinde,yaptığım bir yemeğin tadında,havaya
karışmış uzak bir kokuda ya da elimi dudaklarına götüren bir insanın
suratında...Sen hep varsın.Bir şarkı duyduğumda dolan
gözlerimde,sızlayan burnumda,parmaklarımın ucunda,gözyaşlarımla
boynumda,nefesimle dudaklarımda.Hiç gitmedin.Hiç gidemedin sanki.Sana
vazgeçemeyeceğimi söylemiştim,sana vazgeçmeyeceğimi söyledim.Sen benden
nefret edene kadar,sen tüm kalbinle benden nefret edene kadar."Senden
nefret ediyorum." dediğinde bile inanmadım sana.Etmiyordun,senden
vazgeçmemin zamanı gelmemişti.Gelmedi.Hala gelmedi.Ne zaman gelecek
bilmiyorum.O küçük parçayı,seni hala hisseden,senin kalbinin tam üstünde
atan,ruhunu okuyan o küçük parça olmasa,bir sabah uyansam ve o parçamı
sonsuza kadar kaybetmiş olsam,senden vazgeçebilirdim.Ama her sabah beni
uyandıran bu parçayken ben senden vazgeçemiyorum.
Geçsin istemiyorum.Seni çıkarmak istemiyorum hayatımdan.Sanki gidersen,sanki tamamen biterse,bir ömüre ihanet olacak bu.Ben sana bir söz verdim,ben sana,senin hiç duymadığın,senin hiç bilmediğin bir söz verdim.Bu sözü ölene kadar tutucam..Bak hissettim.Evet seni hissettim.Bu sefer kalbim dondu.Çünkü sen böyle hissetmiyorsun.Bunu hissedebiliyorum.Bunu biliyorum.O yüzden ben yalnız devam ediyorum.En kötü anlarımda,ağlarken,acı çekerken bu yüzden ben yalnızım.Bu yüzden ben dibe vurduğumda yalnızım.Kalbimin en derinine kimse giremesin diye.Kalbimin en derininde kalan adına kimse dokunmasın diye.Senden başka birinin bir parçasını istemiyorum.Senden başka birinin hayatını istemiyorum.Senden başka birini istemiyorum.
Bakma bu yazdıklarıma.Hayatıma devam etmiyor değilim,seni bekleyerek ölecek değilim.İnsanlar gelir,gider kimse belki uzun kalmaz...Tabaklar,havlular,yataklar paylaşılır.Sözler söylenir,gülünür,öpüşülür.Ama ben denize baktığımda yine seni görürüm.Bunun lanetini kimse bilmez.Bunun altında ezilmeyi,kimse haketmez.Seni hissettiğim o küçük parça var ya,elimde olsa sadece bir dakikalığına sana verirdim.Sadece bir dakika.O parçanın ağırlığıyla yaşamak nedir bil diye.O parçayı kaldırmak,o parçaya yer açmak,o parçayı taşımak ne kadar zor,ne kadar ölümcül bir şey bil diye.Seni bekleyerek ölmeyeceğim belki evet ama senin bir parçanı taşırken öleceğim.Altında ezildiğim bir parçanın ağırlığıyla öleceğim.Seni son bir kez göremeden öleceğim.Seni son kez gördüğümde son kez olduğunu bilmediğim için bir kez daha sarılamadan öleceğim.Bu hepsinden daha ağır değil mi ?
Sen yaşa diye,ben kendimi her gün öldürmeye devam edeceğim.Çünkü sen iyi ol,yeter.
Geçsin istemiyorum.Seni çıkarmak istemiyorum hayatımdan.Sanki gidersen,sanki tamamen biterse,bir ömüre ihanet olacak bu.Ben sana bir söz verdim,ben sana,senin hiç duymadığın,senin hiç bilmediğin bir söz verdim.Bu sözü ölene kadar tutucam..Bak hissettim.Evet seni hissettim.Bu sefer kalbim dondu.Çünkü sen böyle hissetmiyorsun.Bunu hissedebiliyorum.Bunu biliyorum.O yüzden ben yalnız devam ediyorum.En kötü anlarımda,ağlarken,acı çekerken bu yüzden ben yalnızım.Bu yüzden ben dibe vurduğumda yalnızım.Kalbimin en derinine kimse giremesin diye.Kalbimin en derininde kalan adına kimse dokunmasın diye.Senden başka birinin bir parçasını istemiyorum.Senden başka birinin hayatını istemiyorum.Senden başka birini istemiyorum.
Bakma bu yazdıklarıma.Hayatıma devam etmiyor değilim,seni bekleyerek ölecek değilim.İnsanlar gelir,gider kimse belki uzun kalmaz...Tabaklar,havlular,yataklar paylaşılır.Sözler söylenir,gülünür,öpüşülür.Ama ben denize baktığımda yine seni görürüm.Bunun lanetini kimse bilmez.Bunun altında ezilmeyi,kimse haketmez.Seni hissettiğim o küçük parça var ya,elimde olsa sadece bir dakikalığına sana verirdim.Sadece bir dakika.O parçanın ağırlığıyla yaşamak nedir bil diye.O parçayı kaldırmak,o parçaya yer açmak,o parçayı taşımak ne kadar zor,ne kadar ölümcül bir şey bil diye.Seni bekleyerek ölmeyeceğim belki evet ama senin bir parçanı taşırken öleceğim.Altında ezildiğim bir parçanın ağırlığıyla öleceğim.Seni son bir kez göremeden öleceğim.Seni son kez gördüğümde son kez olduğunu bilmediğim için bir kez daha sarılamadan öleceğim.Bu hepsinden daha ağır değil mi ?
Sen yaşa diye,ben kendimi her gün öldürmeye devam edeceğim.Çünkü sen iyi ol,yeter.
20 Mayıs 2012 Pazar
...
http://youtu.be/QrM1o4aPYTU
Birisini unutmaya çalışsaydım, kendimden başlardım. İnsan anlamlandıramadığı her şey için, unutmayı seçer çünkü. Onu artık sevmeyeceği kadar ya da eski duygularla hissedemeyeceği kadar çözmeye çalışır. İşte en çok bu sebepten, birini anlamaya çalışsaydım yine kendimden başlardım.
Belirli kırılma anları vardır her duygunun. Yastığını bacaklarının arasına aldıgında kendini dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyorsan muhtemelen anlamadığın bir insanın şu an o bacak arandaki, ihtiyaç duyduğun boşluğu dolduramadığı içindir. Mutlu gibi hissetsen de kendini kabul et, insan yalnız uyumaktan nefret ettiği zaman büyür. Nefret ettiği kadar da büyür.
Kendini “arada olur öyle” deyip geçiştirdiğin anlar vardır. Bir duyguyu hangi cebinde unuttuğunu bilemediğin zamanlar. Aklının ipleri senin elindedir, ama bakarsın ki uçurtman tellere takılmış. İyiyim dersin, ben iyiyim. Bilirsin bir kez ölünmez hayatta. Ölüm sadece hayata verdiğin molalardır.
Biraz özlersin…
Yağmur yağdıgında şiddetini hesaplamak için ellerini damlalara açmayı özlersin…
Oturdugun bankta, eskiden bıraktığın neşeni özlersin…
Aynı mekanlardan geçtiğinde, bıraktığın anıları özlersin…
Bir şehrin ve içinde yaşayan insanların senin için ölmesi, tek bir insana bağlıdır. Biri gider bütün anlamlar onu takip eder.
Böyle yaşayamazsın. Ama şehri de terk etmek gelmez içinden. Yollarının bir gün kesişme ihtimaline olan inancın vardır dolaplarının askısında. Daha en güzel kıyafetini giyip, podyum yapıp bütün şehrin caddelerini, karşına çıkacağını ummak vardır. Umut güzel kelimedir lakin .Fazlası umutlarını öldürse de.
En çok da anlatamayacağın hikayelere üzülürsün. Bir şarkıyı eski duygularla dinleyememek ise fazlasıyla acı verir insana. Başka birinden beklediğin, duymak istediğin cümleleri, başka zamanda başka bir insandan duymak yeterince berbattır ya da.
Bilirsin işte, tam sen alışmışken o mutsuz haline, mekanlara ,insanlara birisi gelir mutsuzluğunun rutinliğini bile elinden alır.
Batan geminin umutsuzluğu bunlar, bir alana bir de bedava. Alışık oldugu bir mutsuzlun bozulmasını sindiremez insan. Çünkü bilir ki bundan sonrası için ondan daha farklı ve daha büyük hayal kırıkları olacaktır. Bir de onlara alışması gerekir.
Yine de o mutsuzluğu yaşamak gelir içinden. Her insan biraz mazoşisttir. Bunu yaşamazsam içimde kalır dediğin ne varsa, yaşadıktan sonra içine oturur. Kapalı oda kapılarının ardında yaşanan sevişmelerin, mazoşit bir sancıya dönüşür. Düşünmek istersin, devam etseydik , hikayeleri tüketseydik ne olurdu bilmek istersin. Söylemediğin kelimeler, herkesten önce çekip vurur seni.
Susmak bazen sadece susmaktır. O susar, sen kelimelere yetemezsin. Aynı dili konuştuğun insanla aynı dilde susman gerekir bazen.o Susarak git der, sen konusarak kalmak istersin.
Senin kırıldıgın bir yer vardır artık. Seni kırmak için biri dokunmustur ve artık ister istemez onun yüzünden yarım kaldığını düşündüğün bir hikayen vardır geride. Artık sen de insanları aynı noktadan kırmaya çalısırsın . Tek bir insanın sucunu başka insanlardan alarak ödeştiğini zannedersin hayatla. Pardon ama sonu getirilmemiş hikayelerin için gecelerin hiç bir suçu yok.
Şimdi kalk bir avuç anı topla fotoğraflardan. Bir fotoğraf çekil ve sana istediğin kadar anı kaçırma fırsat versin hayat sonrasında. Şimdi bir avuç boşlukla yıka suratını kendine gelmek için. Son kez yaşadıgın en güzel anı hatırla, artık beyaz çarşafını o kadar da sık değiştirmek zorunda kalmadığını sonra. Yaşadığın zamanlara dön ama son kez. Şimdilerde hata olarak baktığın günlerin, aslında sana unutulmaz hikayeler verdiğini hatırla. Aynı hataları bir kez daha yapma şansın olsa daha güzel yapacağını hatırla. Ve şimdi bırak. Son olarak artık bir şeyleri değiştirme yetisine sahip olmadıgını hatırla ve bırak. Senin menzilin artık bulmak değil dönmektir. Kendine dogru.
Artık birini hatırlamaya başlayacaksan kendinden başlasan iyi olur.Hiç kullanılmamış bir gülücük bağışla kendine ve affetmeye başla kendini.
6 Mayıs 2012 Pazar
Bu yazıda yer alan her harf bir kalemin mürekkebi değil, yüreğin sesiydi... Her biri ayrı heyecan, sevgiyle bir umman da toplandı ve okuyucunun kalbine iğne oyasıyla işler gibi işlemeye çalıştı. Sonunda da ortaya ‘Âşığın sevgiliye, gönlü ile sunduğu kelimeler‘’yazısını dile getirdi, lakin ne yaparsa yapsın âşık sevgiliye yüklemeye çalıştığı anlamları bulamadı. Çünkü âşık için sevgiliyi anlatmaya hiçbir kelime kâfi gelmezdi hiçbir zaman…
Âşık, duygularını olabildiğince serer sevgilinin önüne. Bir teselli olsun ister, bütün samimiyetini kuşanan bu kelimeler bir nevi de olsa aşkın tarifidir ona;
…
Sevgili… kelimesi üç hecesi aşka hitap eden bir gönül yolculuğu….
O’nun sesi , bahardaki ılık yağmur ve bülbülün inleyişindeki acı..
Saçları dağınık, peri-şân ,uzun karanlık gece..
Yüzü, şeffaf parlak bir elmas, sanki mihri mah
Gözleri, kalbi yaralayan ok
Gamzesi, derin bir kuyu…
Boyu ise taze gülfidanıydı…
Sevgilinin gözlerinin içine bakmaya cesaret edemeyen, baktığında o bakışın ateşiyle yanmaktan korkan bir âşık yoktur. Varsa şayet o âşık değil, kuşların cıvıltısında vuslat şarkısını anlayamayan, bahtına sadece ayrılık düşmüş kişidir.
‘’Aşk, ateşe koşan pervaneler gibi olmaktır…’’
Âşık ise o ateşte döne döne canını veren pervane gibidir. Bu pervane ise sessizce ve gürültü etmeden can veren sâdık bir aşıktır. Tek bir ışık etrafında döner ve kendini yakıp yok eder.
‘’Her şeye rağmen aşk varsa ümit de vardır…’’
Sevgili, eziyet, zulm eder. Acımasızdır. Buna rağmen âşık, kalbini ele alıp gezdirebileceğinden emin olduğundan ümit eder. Visali ise hep bekler.
‘’ Âşık, gönül deryasının en has bahçelerinde şair olmaktır…’’
Âşık has bahçelerdedir. Çünkü orda en güzel aşklardan biri olan ‘’Gül ile Bülbül’’ün muhabbet ülkesidir. Bülbül(âşık) sabahlara kadar inler ve bağırmaktan boğazı yırtılır. Katre katre düşen kanlar güle doğru yol olur. Gül kırmızılığı ise buradan alır ve o kırmızılık ise sevgilinin yüzünü anımsatır…
Ve Sevgili...
Senin nadide sesini ne basit makamın da,
Ne çârgah makamın da, ne de rast makamında dinledim..
Çünkü bunların hiç birinde sadakat yoktu...
Sesini uşşâk makamın da dinledim ki,
Anlamında âşıkların diyarı vardı..
O diyar da ise ana tema güç ve 'aşk' idi.. ''
Mehrû
16 Nisan 2012 Pazartesi
Zambaklar En Issız Yerlerde Açar
Mono Roza
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir, södü lambalar
Uyu da turnalar girsin Rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları
Ki, ben, Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar Su kenarında
Ki, ben, Mona Roza bulurum seni
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev Alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Birgün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Altın bilezikler, o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki, kapalı gece ve güne
Altın bilezikler, o kokulu ten
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza, siyah güller, ak güller.
...
12 Mart 2012 Pazartesi
Eve Göre Ruh Yok Aşka Göre Sokak
Bu dünyadan zararlı çıkıyor her şey
insan da hayat da ölüm de
aşktan kurduğumuz kabile bile
dağıldı diyordu yerliler
yabancılar sebep olmadı buna
gökyüzü çökmedi,
toprak çağırmadı
yağmuru söktüler ruhumuzdan
ve dağıldık bir anı bile kalmadı bundan
hayat dağılınca ölüm kalır mı
yağmurun anısı yağmaktır, yağmur
yağıyorken yağmurdur, şiir huyludur
şiir de yazıyorken anıdır
çatmaktır aşkın da anısı bir başka anıya
yağmurun da şiirin de aşkın da
anısı tez geçer, ruhu kalır, rivayeti yayılır
anısı, ruhu, kabilesi aşktandı
ilk ve son sebebi aşktı insanın
aşktı hayatımızı durmadan karıştıran
ve aramızda ölüme en son yakışan çocuk
aşktı, 'kaderim ol' derdik, olurdu
aşktı, en çok ona dua ederdik
aşktı, yokluğunda kendimize küserdik
aşktı, 'sebebim ol'du, olmadı
sanki tanrı kabilemizi sınadı
aşktan da kaldık hayatta ölümden de
kaldık ve 'var'ımız yoğumuz oldu
daha çok 'var' olacakmışız meğer
daha çoğumuz 'yoğ'umuz oluncaya dek
'var'lığım 'cehennemin öbür adı'ysa
yalnızca 'gelmiş bulundum' diyeceğim' buraya
beni kimin gönderdiğini söylemeyeceğim
yolcuyu da övmeyeceğim yolculuğu da
avunmanın uzun yokluğu ben de sürsün
'var'lığım bir avuntu bulmasın benden
üstelik coğrafyayı bir 'his ' olarak gören
bana ne serüvenden
bana ne 'var'lığımdan yolculuğumdan?
bu 'his' bana dilimi unuttururyor
avunmaz siyah bir his
üstüne kurduğum o işlek dil
kasabaya gelince neden susuyor
ölüm bizden üşümemişti daha
bizden başka tanıdığı yoktu bu kasabada
bahçeye tuzak kurak çocuklar yoktu
ölüme kurulan bir tuzak değildi büyümek
hayatın anlamını bilmiyorum bilmesine de hala
biliyorum çocuklukla gençlik arasında bir yerde
sıkışan o tarfisiz duyguyu
herkes hayatı anlamsız ve sıkıcı bulurdu
orada ben de bulundum ve hayatımı
herkesin bulduğu gibi buldum;
ölüm, hayatın kardeşiyse
yaşadığımız bu anlamsızlık niye,
ölümün bizi tanıdığıysa gülünç bir iddia
gülünç bile olmayan şu hayatı
ölüm tanısa ne tanımasa ne?
bu 'his' dilime vuruyordu
avunduğum bu gri his
üstüne çalıştığım o saf dil
aşka gelince nasıl coşuyordu
bir şiir de sayılmaz bir mektup da
yağmurla şımartılmış bir çocukluğun
kaprisi de denebilir o zamanlar
defterime yazdığım şu itiraza:
'insanlar insanları öldürmek için
doğuyorlar yaşamak için değil
insanlar en çok birbirlerini
anlamamak üzerine anlaşıyorlar
insanlar birbirlerine göre değil
yaşarken ölüm gibi diyorlar aşka
birbirlerini öldürüp aşk diyorlar buna da
aşkın 'ben'i öldürdüğü de yalan
aşk sendeki 'ben 'için
gerekli sana
herşeye aşkla başlıyorsak
demek ki aşk o büyük tuzak
herkes aşkı sevdiğini söylüyor
ben aşkı değil bir insanı
sevmek istiyorum seni beni
birbirimize anlatacak birşey
istiyorum, aşkın ölüsü olmak
istemiyorum, korkuyorum çünkü
ölümüne aşık olmaktan da
yarı yarıya öldüm sayılır hem
yarı yarıya öldürdüm sayılır seni de
ikimizden biri ölü çıkacak, yeter
bu aşkta ikimize bir ölü
onu gömelim atık, o diğer
ikimizi de öldürmeden
ve aşkın kurbanı
bir ölümüz olsun ikimizden
...
insanlar birbirine göre değil
hayata göre, ölüme göre değil
eve göre ruh yok aşka göre sokak
bu yaşadıklarımız ölüme göre değil
...
bu 'his' yağmurdan geliyordu
avuttuğum bu mavi his
üstüne açılan o apalı dil
yağmurdan sonra eve dönemiyordu
evine dönemeyen dil parçalı
bir bulut gibi kekemedir
siyah kasabada bir 'his'
uğruna şiir yazılsa da artık
cinayeti kim hissedebilir....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




