20 Mayıs 2012 Pazar



...
http://youtu.be/QrM1o4aPYTU


Birisini unutmaya çalışsaydım, kendimden başlardım. İnsan anlamlandıramadığı her şey için, unutmayı seçer çünkü. Onu artık sevmeyeceği kadar ya da eski duygularla hissedemeyeceği kadar çözmeye çalışır. İşte en çok bu sebepten, birini anlamaya çalışsaydım yine kendimden başlardım.
Belirli kırılma anları vardır her duygunun. Yastığını bacaklarının arasına aldıgında kendini dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyorsan muhtemelen anlamadığın bir insanın şu an o bacak arandaki, ihtiyaç duyduğun boşluğu dolduramadığı içindir. Mutlu gibi hissetsen de kendini kabul et, insan yalnız uyumaktan nefret ettiği zaman büyür. Nefret ettiği kadar da büyür.
Kendini “arada olur öyle” deyip geçiştirdiğin anlar vardır. Bir duyguyu hangi cebinde unuttuğunu bilemediğin zamanlar.  Aklının ipleri senin elindedir, ama bakarsın ki uçurtman tellere takılmış. İyiyim dersin, ben iyiyim. Bilirsin bir kez ölünmez hayatta. Ölüm sadece hayata verdiğin molalardır.
Biraz özlersin…
Yağmur yağdıgında şiddetini hesaplamak için ellerini damlalara açmayı özlersin…
Oturdugun bankta, eskiden bıraktığın neşeni özlersin…
Aynı mekanlardan geçtiğinde, bıraktığın anıları özlersin…
Bir şehrin ve içinde yaşayan insanların senin için ölmesi, tek bir insana bağlıdır. Biri gider bütün anlamlar onu takip eder.
Böyle yaşayamazsın. Ama şehri de terk etmek gelmez içinden. Yollarının bir gün kesişme ihtimaline olan inancın vardır dolaplarının askısında. Daha en güzel kıyafetini giyip, podyum yapıp bütün şehrin caddelerini, karşına çıkacağını ummak vardır. Umut güzel kelimedir lakin .Fazlası umutlarını öldürse de.
En çok da anlatamayacağın hikayelere üzülürsün. Bir şarkıyı eski duygularla dinleyememek ise fazlasıyla acı verir insana. Başka birinden beklediğin, duymak istediğin cümleleri, başka zamanda başka bir insandan duymak yeterince berbattır ya da.
Bilirsin işte, tam sen alışmışken o mutsuz haline, mekanlara ,insanlara birisi gelir mutsuzluğunun rutinliğini bile elinden alır.
Batan geminin umutsuzluğu bunlar, bir alana bir de bedava. Alışık oldugu bir mutsuzlun bozulmasını sindiremez insan. Çünkü bilir ki bundan sonrası için ondan daha farklı ve daha büyük hayal kırıkları olacaktır. Bir de onlara alışması gerekir.
Yine de o mutsuzluğu yaşamak gelir içinden. Her insan biraz mazoşisttir. Bunu yaşamazsam içimde kalır dediğin ne varsa, yaşadıktan sonra içine oturur. Kapalı oda kapılarının ardında yaşanan sevişmelerin, mazoşit bir sancıya dönüşür. Düşünmek istersin, devam etseydik , hikayeleri tüketseydik ne olurdu bilmek istersin. Söylemediğin kelimeler, herkesten önce çekip vurur seni.
Susmak bazen sadece susmaktır. O susar, sen kelimelere yetemezsin. Aynı dili konuştuğun insanla aynı dilde susman  gerekir bazen.o Susarak git der, sen konusarak kalmak istersin.
Senin kırıldıgın bir yer vardır artık. Seni kırmak için biri dokunmustur ve artık ister istemez onun yüzünden  yarım kaldığını düşündüğün bir hikayen vardır geride. Artık sen de insanları aynı noktadan kırmaya çalısırsın . Tek bir insanın sucunu başka insanlardan alarak ödeştiğini zannedersin hayatla. Pardon ama sonu getirilmemiş hikayelerin için gecelerin hiç bir suçu yok.
Şimdi kalk bir avuç anı topla fotoğraflardan. Bir fotoğraf çekil ve sana istediğin kadar anı kaçırma fırsat versin hayat sonrasında. Şimdi bir avuç boşlukla yıka suratını kendine gelmek için. Son kez yaşadıgın en güzel anı hatırla, artık beyaz çarşafını o kadar da sık değiştirmek zorunda kalmadığını sonra.  Yaşadığın zamanlara dön ama son kez. Şimdilerde hata olarak baktığın günlerin, aslında sana unutulmaz hikayeler verdiğini hatırla. Aynı hataları bir kez daha yapma şansın olsa daha güzel yapacağını hatırla. Ve şimdi bırak. Son olarak artık bir şeyleri değiştirme yetisine sahip olmadıgını hatırla ve bırak. Senin menzilin artık bulmak değil dönmektir. Kendine dogru.
Artık birini hatırlamaya başlayacaksan kendinden başlasan iyi olur.Hiç kullanılmamış bir gülücük bağışla kendine ve affetmeye başla kendini.


6 Mayıs 2012 Pazar




Bu yazıda yer alan her harf bir kalemin mürekkebi değil, yüreğin sesiydi... Her biri ayrı heyecan, sevgiyle bir umman da toplandı ve okuyucunun kalbine iğne oyasıyla işler gibi işlemeye çalıştı. Sonunda da ortaya ‘Âşığın sevgiliye, gönlü ile sunduğu kelimeler‘’yazısını dile getirdi, lakin ne yaparsa yapsın âşık sevgiliye yüklemeye çalıştığı anlamları bulamadı. Çünkü âşık için sevgiliyi anlatmaya hiçbir kelime kâfi gelmezdi hiçbir zaman…

Âşık, duygularını olabildiğince serer sevgilinin önüne. Bir teselli olsun ister, bütün samimiyetini kuşanan bu kelimeler bir nevi de olsa aşkın tarifidir ona;

Sevgili… kelimesi üç hecesi aşka hitap eden bir gönül yolculuğu….
O’nun sesi , bahardaki ılık yağmur ve bülbülün inleyişindeki acı..
Saçları dağınık, peri-şân ,uzun karanlık gece..
Yüzü, şeffaf parlak bir elmas, sanki mihri mah
Gözleri, kalbi yaralayan ok
Gamzesi, derin bir kuyu…
Boyu ise taze gülfidanıydı…

Sevgilinin gözlerinin içine bakmaya cesaret edemeyen, baktığında o bakışın ateşiyle yanmaktan korkan bir âşık yoktur. Varsa şayet o âşık değil, kuşların cıvıltısında vuslat şarkısını anlayamayan, bahtına sadece ayrılık düşmüş kişidir.

‘’Aşk, ateşe koşan pervaneler gibi olmaktır…’’

Âşık ise o ateşte döne döne canını veren pervane gibidir. Bu pervane ise sessizce ve gürültü etmeden can veren sâdık bir aşıktır. Tek bir ışık etrafında döner ve kendini yakıp yok eder.

‘’Her şeye rağmen aşk varsa ümit de vardır…’’

Sevgili, eziyet, zulm eder. Acımasızdır. Buna rağmen âşık, kalbini ele alıp gezdirebileceğinden emin olduğundan ümit eder. Visali ise hep bekler.

‘’ Âşık, gönül deryasının en has bahçelerinde şair olmaktır…’’

Âşık has bahçelerdedir. Çünkü orda en güzel aşklardan biri olan ‘’Gül ile Bülbül’’ün muhabbet ülkesidir. Bülbül(âşık) sabahlara kadar inler ve bağırmaktan boğazı yırtılır. Katre katre düşen kanlar güle doğru yol olur. Gül kırmızılığı ise buradan alır ve o kırmızılık ise sevgilinin yüzünü anımsatır…


Ve Sevgili...
Senin nadide sesini ne basit makamın da,
Ne çârgah makamın da, ne de rast makamında dinledim..
Çünkü bunların hiç birinde sadakat yoktu...
Sesini uşşâk makamın da dinledim ki,
Anlamında âşıkların diyarı vardı..
O diyar da ise ana tema güç ve 'aşk' idi.. ''

Mehrû